Posts in Mim

Yalan Üzerine Kısa Bir Deneme

Kelimenin etimolojisine baktığımızda, yala- kökünden türeyip zamanla yalan biçimini alan bir sözcük çıkar karşımıza: yalan. (bknz; yala-) Belki daha önce benim gibi kökenini kurcalayan olmamıştır; olmuşsa da kendilerine buradan selam ve saygı olsun. Zira insan bazen kelimenin kendisini değil, taşıdığı yükü merak eder.

Yalanın Kökeni ve Rengi

Kökeni bir yana, rengi de olan güzide bir kavramdır yalan. Kırmızı, beyaz… Bazen masum, bazen kanlı. İlk söyleyenin değil, kimi zaman söylenenin bile inandığı. Tehlikesi de tam burada başlar. Peki neden yalan söylemek var? Neden yalan söylenir, neden söyleriz? Başımız mı sıkışır, boğazımız mı düğümlenir, dilimiz mi sürçer? Yoksa susmayı beceremediğimiz için mi yalan söyleriz?

Yalanın Bedende Bıraktığı İzler

Yalan yalnızca dilden çıkmaz; bedene de yayılır. Ellerde terleme, gözlerde kaçamak bakışlar, omuzlarda hafif bir kasılma… Beden çoğu zaman gerçeği bilir ama dili ele vermez. İnsan, kendini ele vermemek için bedenini bile kandırmaya çalışır.

Yalan

Mecburiyet Meselesi

Mecbur muyuz peki yalan söylemeye? Sosyal ve kültürel çevremizde “bilmiyorum” demek ayıp sayıldığı için belki de evet. Yol sorulduğunda bilmesek bile “İleride sağda!” der, güler geçeriz.
O gülüş vardır ya, işte çoğu zaman yalanın imzasıdır. Ağlanacak hâlimize güleriz. Belki de bu yüzden yalan, bütünüyle kök meselesidir; tepeden tırnağa siner insana.

Çocukların Gözünden Yalan

“Anne bak! Ben yalancı gördüm.”

Bu cümle kadar basittir bazen yalanı yakalamak. Çocuk gözü tereddüt bilmez. Ya yalan söyleyen ortaya çıkar ya da kendi inanmışlığında kaybolur. Bir yalan meselesidir aslında bu: olmak ya da olmamak. İşte bütün yalan da tam burada başlar.

Yalanın Yazdırdıkları

Bu yazının başlangıcı da tarafıma söylenen bir yalanla oldu. Sonrası gülerek devam eden bir hâl… Evet, bu metin bir yalan hâlinin bana değmesiyle dışa taşan yazıların bütünüdür. Demek ki yalan yalnızca kırmaz; bazen yazdırır da.

Kim Kandırılır?

Herkes yalanı atar ve kaçar. Ya kabul görür ya da duvara çarpar. Peki kim kandırılır? Yalan söyleyen mi, söylenen mi? Bu soru da insanı başka bir çıkmaz sokağa sürükler.

Son Yerine

Ben de bu yazının satır aralarında yalandan yere yalan yazıyor olabilirim. Belki de sadece canım sıkıldığı içindir. Kim bilir? Yalan söyleyen sevgili arkadaşım: Yakalandın. Sobe!

 

Köşe Kırlent Gibi Hissetmek: Modern Yorgunluğun Küçük Günlüğü

“Bazı günler insan ne yorgun ne dinlenmiş olur. Sadece bir yere bırakılmış gibidir.”

Kendimi köşe kırlent gibi hissediyorum. Buna daha havalı bir anlatımla köşe yastığı diyebilirim. Kırlent Fransızcadan dilimize girdiği için fonetik olarak daha farklı gözükebilir. Köşe yastığı daha bizden, daha samimi olsa da insanlar daha entelektüel gözüksün diye “lö kırlent” bile diyebilir. Ama ben insanların ne dedikleriyle çok ilgilenmiyorum. Tabii bunu böyle bol keseden söylüyor olsam da insanların dediklerine takılan bir yapım var. Bu anlattığım sadece kırlente özel…

Hayat idame telaşı sonrasında kendime ayrılan zaman diliminin ilk dakikalarını kedime ayırıp onun gönlünü yaptıktan sonra devamlılık adına derin sorunlarım var.

Yapabileceklerim ve Yapamadıklarım

Şimdi kulaklıklarımı takıp sesli kitap eşliğinde yürüyüş bandı üzerinde biraz yürüyebilir ya da yarı otomatik espresso makinamdan kendime güzel bir kahve yapabilirim. Yeni yeni yazmayı düşündüğüm ve büyük ihtimalle sonrasında çabuk sıkılacağım bloğum adına yazmaya da devam edebilirim.

Yazmak dışında geriye kalan; belirli bir ekonomik kazançla erişim sağlanan ve serotonin ile dopamin salgılamamda bana destek olan unsurlar… Ve bunların hepsi adına kaburgamın üzerine oturan isteksizlik de cabası. Bu yüzden genel bir yargım yok. Belki dümdüz ayağıma yorganıma göre uzatıp yatıp dinlenebilirim.

 

Yağmur
Yağmur

Yağmur, Migren ve Vazgeçişler

Orada da evin ısınma hizmeti sonrasında bana katma değer sağlayan hizmet sahiplerine ödediğim meblağı sindirmem gerekiyor olabilir. Bu yüzden orta yerde köşe kırlent gibi kala kaldığımı hissediyorum.

Dışarıda hafif hafif yağmur yağıyor. Birkaç yıl öncesine kadar bu tarz havalarda yürümeyi severdim. Hâlâ seviyor olma ihtimalim var ama eskiye göre bu havalar migren ağrımı tetikliyor. Belki de birçok sevdiğim şey, hayatımda olumsuzlukları tetiklediği için vazgeçtiğim gibi yürümekten de vazgeçiyorum. Gerçi dediğim gibi bir yürüyüş bandım var; orada yürüyebilirim. Uyku öncesinde dinlenen yağmur sesleriyle yapay bir zeminde yürüyüş hazırlayabilirim kendime…

Yaş Almak mı, Yaşamak mı?

Aslında yaşlandığımı da düşünebiliriz; bütün her şeyi bu heybede toplayabiliriz. Ama yaşlılık yaşanmışlıktan türeyen bir kalıp değil mi? Biz neden sadece yaş alıyoruz da yaşanmışlık alamıyoruz, bilmiyorum.

Aman dünya hâli dünyada kalsın; bazen düşününce migrenim tutuyor. Ben uslu uslu köşe kırlent gibi oturup durayım. Belki de mesele hiçbir şey yapamamak değil. Bazen insanın tek yapması gereken, köşe kırlent gibi durmayı kabul etmektir. Çünkü bazı dinlenmeler hareket ederek değil, durarak olur.